Japon teknosporu ‘Hado’ İstanbul’da

İsfanbul Tema Park, dünyaca ünlü Japon Artırılmış Gerçeklik (AR) oyunu Hado’ya ev sahipliği yapıyor. 22 – 29 Ekim tarihlerinde Tema Park’a giriş bileti alan misafirler, Hado’yu ücretsiz olarak tecrübe edebilecek. Tokyo merkezli dijital araştırma ve oyun tasarım merkezi The Superhuman Sports Society’nin oyun ve teknolojiyi birleştirerek tasarladığı artırılmış gerçeklik oyunu Hado, Türkiye’de meraklı takipçileriyle buluştu. Hado’nun ilk günkü açılış etkinliğine Avrupa ve Japonya’dan temsilcilerin yanı sıra, Hado Türkiye Direktörü Koray Erdemir ve İsfanbul Tema Park Yönetici Direktörü Tankut Tonger katıldı.

SPOR YAPARKEN EĞLENMEK MÜMKÜN

Organizasyondan ötürü heyecanlı olduklarını belirten İsfanbul Tema Park Yönetici Direktörü Tankut Tonger, “Çok enteresan bir spor bu Hado. Arttırılmış gerçeklik teknolojisinin, bilgisayar oyunlarının ve sporun birleştirildiği bir etkinlik. Japonya’da yaklaşık 3 senedir büyük kitlelerin takip ettiği bir organizasyonu buraya getirdik. 7 gün boyunca bizlerle olacak. Tema parkı ziyaret eden bütün misafirlerimiz ücretsiz bir şekilde deneyimleyebilecek. Oldukça yorucu ve kalori harcattıran, spor yaparken insanların eğlendiği bir organizasyon” dedi.

BU OYUNDA YAŞ FARKI ÖNEMLİ DEĞİL

Hado’yu 20 ülkeyle birlikte İstanbul’a da getirdiklerini ifade eden Hado Türkiye Direktörü Koray Erdemir, “Bu yeni bir organizasyon, yeni bir spor dalı. Anneyle çocuğun, kadınla erkeğin yaş farkı gözetmeksizin çok rahat bir şekilde spor yapabileceği, fiziksel temas olmadan teknolojinin günümüz sporuyla birleştiği bir organizasyon” dedi.

6 ÜLKEDE FEDERASYONU VAR

Oyunu hem Türkiye’de hem de Japonya’da birkaç defa deneyimlediğini aktaran Erdemir, “Türkiye’deki hedefimiz, önümüzdeki yıl sonuna kadar farklı şehirlerde kurulacak olan 50 noktada insanları Hado’yla tanıştırmak. Ve en yakın zamanda lisanslı oyuncu portföyü yaratıp 2020 sonundaki Dünya Şampiyonası’na sporcu yollamak. Çünkü 2016 yılından itibaren Dünya Şampiyonası düzenleniyor. 6 farklı ülkede federasyonu kurulmuş durumda. Dünya üzerinde gerçekten çok yaygınlaşmakta olan bir spor. Çok hızlı gelişiyor. Uzak Doğu’da oyuncu sayısı çok fazla. Japonya’daki bir Bahar Kupası’na gitme şansım oldu, yaklaşık bin 500 kişilik bir seyirci grubu vardı” ifadelerini kullandı.

(FOTOĞRAFLI-GÖRÜNTÜLÜ)

Uğurlu öğrenciden atletizmde Türkiye birinciliği

Türkiye Atletizm Federasyonu ve Milli Eğitim Bakanlığı tarafından, 18 Ekim’de düzenlenen 80 metre ve 100 metre engelli koşu branşında Uğur Okulları Balgat Kampüsü 9. sınıf öğrencisi Fazlı Aydın, Türkiye birincisi oldu. Yarışmalara haftada 5 gün, günde 3 saat süren antrenmanlarla yoğun bir tempoda hazırlık yaptığını söyleyen Fazlı Aydın’ın, Türkiye Atletizm Federasyonu tarafından düzenlenen birçok yarışmada da farklı dereceleri bulunuyor.

TÜM ARKADAŞLARIMA BU SPORU TAVSİYE EDİYORUM

U-16 200 Metre Türkiye birinciliği, 60 Metre 60 Engel Yarışması Türkiye birinciliği, U-16 Türkiye’nin En Hızlısı Yarışması 80 metrede 9,32 saniye ile Türkiye birinciliği ve U-16 100 Metre Türkiye birinciliği derecelerine sahip olan Aydın, 4 yıldır koştuğunu ve bunun hem bireysel hem de sosyal yaşantısına olumlu katkıları olduğunu söyledi.

Fazlı Aydın “Atletizm sahasını ilk gördüğümde çok heyecanlandım ve bu sporu yapmak istediğimi fark ettim. Atletizmle azimli, sabırlı ve disiplinli bir insan olmayı öğrendim. Öz güvenim arttı, daha sosyal bir insan oldum. Başarılarımın verdiği onur beni çok heyecanlandırıyor. Aileme bu gururu yaşattığım için çok mutluyum. Tüm arkadaşlarıma bu sporu tavsiye ediyorum” dedi.

 

Ekim ayında en çok Galatasaray konuşuldu

Geçtiğimiz ekim ayında Avrupa’nın devleriyle karşılaşan Galatasaray, sahasında konuk ettiği Real Madrid ve PSG maçlarından puansız ayrıldı. Şampiyonlar Liginde oynadığı 3 maçta gol dahi atamayan Sarı-Kırmızılı takım Avrupa arenasında galibiyete hasret kaldı.

Önümüzdeki ay içerisinde şampiyonlar ligi dördüncü maçında İspanyol temsilcisi Real Madrid deplasmanına konuk olacak olan Galatasaray, Ligde de Beşiktaş’a karşı derbi mağlubiyeti yaşadı. Topladığı 13 puanla Ekim ayını lider olarak bitiren Alanyaspor’un 5 puan gerisinde tamamlayan aslan, ligde topladığı 13 puanın yanı sıra; Gomis’ten sonraki santrfor sorununu bir türlü çözemedi. Sarı- Kırmızılı ekip, geride kalan 9 haftada sadece 9 gol bulurken ligde en az gol atan 3 takımdan biri konumunda bulunuyor.

Öte yandan TFF Profesyonel Futbol Disiplin Kurulu Beşiktaş-Galatasaray derbisinde yapılan kötü tezahüratlar nedeniyle Sarı-Kırmızılı takıma tribün kapatma cezası verdi. MTM’nin raporuna göre medyada 86 bin 696 haberde yer alan Galatasaray, bu alandaki liderliğini devam ettirdi. Galatasaray’ı ikinci sırada 85 bin 158 haberle Beşiktaş takip ederken, üçüncü sırada ise 66 bin 234 haber ile Fenerbahçe yer aldı.

FALCAO’DA SAKATLIK BİLMECESİ

Sarı-Kırmızılılara transfer olmadan önce de sakatlığı nedeniyle Monaco’nun hiçbir maçına çıkmayan Kolombiyalı golcü için, hocası Leonardo Jardim, “Ufak bir sakatlığı var. O yüzden oynamıyor” açıklamasını yapıp, bu nedenle forma vermediğini anlatmıştı. Ancak Sarı-Kırmızlılar, bu durumu, “Galatasaray’a transfer olmak istiyor. Bu yüzden kendisini riske etmek istemiyor” diye yorumlanmıştı. Paris Saint Germain maçından sonra yaşanan süreç ise Jardim’i haklı çıkardı. Galatasaray’ın 1 Ekim’de oynadığı PSG maçından sonra Aşil tendonunda zorlanmaya bağlı ağrı oluşan Radamel Falcao’ya Aşil tendinopatisi teşhisi konulmuştu. Medyada 18 bin 228 haberde yer bulan tecrübeli golcü, en çok konuşulan futbolcular listesinde birinci sıradaki yerini ekim ayında da korudu.

FATİH TERİM’DEN FUTBOLCULARA UYARI

Süper ligin 9. Haftasında Vodafone Park’ta ezeli rakibi Beşiktaş’a konuk olan Galatasaray, sahadan 1-0 mağlup ayrıldı. Karşılaşmanın ardından düzenlenen basın toplantısında konuşan Fatih Terim, çarpıcı açıklamalarda bulundu. Ocak ayına kadar sıkıntı çekeceklerini belirten Terim şunları kaydetti, “Beraber olduğumuz arkadaşlarımızın nerede olduklarının farkına varması lazım. Bu da kısa zamanda olmuyor. Önce Galatasaray, sahada Galatasaray gibi oynamalı. Ancak bir kabahatli arıyorsanız karşınızda duruyor” dedi. Ekim ayında 29 bin 463 habere konu olan Fatih Terim, en çok konuşulan teknik direktörler sıralamasında zirvede yer aldı.

BEŞİKTAŞ’TA KAN DEĞİŞİKLİĞİ

2019-2020 Sezonuna yaptığı kötü başlangıcın ardından, bir türlü beklenen çizgiyi yakalayamayan Beşiktaş’ta tüm oklar yönetime çevrilmişti. Art arda alınan kötü sonuçlar neticesinde hem sosyal medyada hem de tribünlerde tepkilerini dile getiren siyah beyazlı taraftarlar başta Fikret Orman olmak üzere bütün yönetimi hedef almıştı. Gösterilen tepkilerin ardından Fikret Orman geçtiğimiz Eylül ayında istifa kararı almıştı. Bu istifa kararının ardından düzenlenen Olağanüstü Seçimli Genel Kurul Toplantısında başkanlık yarışı heyecanı yaşandı. Açılan 17. Sandık sonunda rakipleri Serdal Adalı ile Hürser Tekinoktay’ı geride bırakan Ahmet Nur Çebi, Beşiktaş’ın 34. başkanı oldu. Beşiktaş’ın çiçeği burnunda başkanı Çebi göreve gelir gelmez ayağının tozuyla, ilk ödeme sözünü de gerçekleştirdi. UEFA’da gelecek sezon için ‘men’ tehlikesi yaşamak istemeyen Siyah-Beyazlılar, ay sonuna kadar ödenmesi gereken 105 milyon lirayı tamamladı.

Medya Takip Merkezi’nin aynı raporuna göre medyada 14 bin 71 haberde bahsedilen Ahmet Nur Çebi en çok konuşulan kulüp yöneticisi olurken, kendisini 11 bin 46 haber ile başkanlık koltuğunu devraldığı Fikret Orman takip etti.

 

Yaşar Hacısalihoğlu: FETÖ’nün ülke arayışı listesinde Mısır da var

Fethullahçı Terör Örgütü (FETÖ) elebaşı Fethullah Gülen, Mısır’da Cumhurbaşkanı Sisi’ye yakınlığı ile bilenen TEN TV’ye mülakat vermiş, Batı ülkelerine çağrıda da bulunarak, Türkiye’ye baskı yapmalarını istemişti. Görüşmenin ardından açıklamada bulunan röportajı yapan sunucu El Dihi, terör örgütü elebaşı Gülen ile Amerikan istihbaratının himayesinde sıkı güvenlik tedbirleri arasında söyleşiyi gerçekleştirdiklerini açıklamıştı.

FETÖ ile yurtiçinde mücadele sürerken örgütün küresel ağının canlılığını koruduğunu söyleyen İstanbul Yeni Yüzyıl Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Yaşar Hacısalihoğlu, “Çünkü arkasındaki küresel efendileri desteklerini çekmiş değil. Bu buluşma oldukça anlamlı. Bu küresel ağın içerisinde olan aktörün bir araya geldiğini görüyoruz. İkisi de bu ağın kuklasıdır, ikisi de piyonudur. FETÖ hala bu diri olan küresel ağını bugüne kadar Türkiye’nin aleyhine ne kadar karanlık ilişkilere girmişse, seferber olduğunu da biliyoruz. Birçok ülkedeki hala sonlanmamış varlığını Türkiye aleyhine kullandığını biliyoruz. Dolayısıyla bu buluşmanın bir televizyon röportajı niteliğinin ötesinde, böyle bir ittifakın dışa vurumu olarak da görülebilir. Özellikle Amerika’da bu örgütün hamiliğini yapanların, onu hala destekleyenlerden habersiz olarak yapılmasının mümkün olmadığının altını çizmek isterim. Amerika’nın derin yapıları içerisinde FETÖ’nün kullanılan ağı sürüyor. Yani istihbarat birimleri, lobileri, birtakım kongre üyeleri çok açık bir şekilde ortada. Sisi de bu ağın içerisindedir. Onun temsilcisi, onun yönlendirmesi ile gerçekleşmiş olan bu buluşmanın bu yapıyla da korunduğunu söylemek gerekir” dedi.

“AMERİKA’DAKİ ÇELİŞKİDEN YARARLANIYORLAR”

“Hillary Clinton ile olan FETÖ ilişkisi, ABD Başkanı Donald Trump’ın karşısına konumlanışları o dönemden itibaren Trump’ta bir kanaat oluşturdu. Trump’ın da içeride bir yığın sorunları var. Kendisi başlı başına sorun üreten bir başkan kimliğini koruyor” diyerek sözlerine devam eden Prof. Dr. Yaşar Hacısalihoğlu, “Dolayısıyla o açıdan kendi kadroları, Amerika’nın müesses nizamı açısından çelişkiler de sürüyor. O çelişkiler ve çatışmalar içerisinde FETÖ’nün de bundan yararlanarak varlığını sürdürdüğünü biliyoruz” diye konuştu.

FETÖ’NÜN LİSTESİNDE MISIR DA VAR

FETÖ elebaşının küresel efendileri tarafından bir başka ülkeye transferini düşündüklerine ilişkin zaman zaman yorumların yapıldığını ve bunlar arasında Mısır’ın da olduğunu kaydeden Prof. Dr. Hacısalihoğlu, “Bu da şaşırtıcı olmaz. Ama sonuç itibariyle nereye giderse gitsin bu küresel ağın köreltilmesi, bulunduğu her ülkede bir tehdit unsuru olarak algılanması gerekir” şeklinde konuştu.

Örgüt üyelerinin ABD’deki durumunu değerlendiren Prof. Dr. Hacısalihoğlu, “Sonuç itibariyle FETÖ elebaşısının Amerika’da olmadığı zaman oradaki örgüt üyeleri açısından alanın daralacağı anlamına gelir” yorumunda bulundu.

“ŞAŞIRTICI DEĞİL”

Türkiye ile Mısır arasındaki ilişkilerin bu durumdan etkileneceğini söyleyen Prof. Dr. Hacısalihoğlu, “Darbeci anlayışın getirdiği yapı tamamen hak, hukuk, adaletin ötesinde Türkiye’nin aleyhine işlediğini görüyoruz. Dolayısıyla mevcut durumda ilişkilerin sağlıklı hale gelmediğini görüyoruz. Bunu Mısır’ı darbeyle, zorbalıkla ele geçirenler tarafından atılmış yeni bir şer hamlesi olarak görmek gerekir. Türkiye’nin Mısır halkı ile hiçbir sorunu yoktur. O açıdan bu içinde biriktirdiği tortuların, Türkiye’ye bakışın bir dışavurumudur. Şaşırtıcı da değildir. Başarısız olmuş bir darbeyi tezgahlayanın başarılı olmuş bir darbeciyle buluşması olarak görmek gerekiyor. Hakkın, hukukun, demokrasinin, millet iradelerinin, halkın sandıktan çıkan egemenliğine karşı duran iki aktörün buluşması olarak görmek gerekir” açıklamasını yaptı.

Yaşar İçen: Türkiye’yi Irak üzerinden okumak gerekiyor

İstanbul Yeni Yüzyıl Üniversitesi’nde ‘Uluslararası Siyasetten Türkiye Analizi’ başlıklı bir konferans veren Gazeteci Yazar Yaşar İçen, terör, Irak, İran, Suriye ve DAEŞ konularına değindi. İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler Bölüm Başkanı Dr. Öğr. Üyesi Hüdayi Sayın’ın moderatörlüğünde düzenlenen konferansta konuşan Yaşar İçen, Irak’ta yaşanan gelişmelerin yakından takip edilmesi gerektiğini söyledi. Irak’ta 1 Ekim’den bu yana süren sokak eylemlerinin öngörülen bir durum olduğunun altını çizen Yaşar İçen “Kültürel ve siyasi anlamda Irak ve Türkiye’nin birbirine benzeşiyor. Bu nedenle Türkiye’yi ırak üzerinden okumak gerekiyor” dedi.

“IRAK’TA YAŞANANLAR ÖNGÖRÜLEN BİR DURUMDU”

Konuşmasında “Irak ciddi anlamda Türkiye’nin önüne alması gereken bir tablodur” diyen Yaşar İçen şöyle konuştu:

“Irak’ta 1 Ekim’den beri sokaklar kaynıyor. Bu, öngörülen bir durumdu. Öyle bir dış baskı var ki orada, yönetenler isteseler de bir şeyler yapamıyorlar. Irak’ta kontrolsüzlük var. Lütfen Türkiye üzerinde bir şeyler düşüneceğiniz ve konuşacağınız zaman yönünüzü Irak’a çevirin. Irak üzerinden Türkiye çok daha net okunabiliyor ve değeri daha fazla anlaşılabiliyor. Irak ciddi anlamda Türkiye’nin önüne alması gereken bir tablodur. Irak’a her gittiğimde bana kimi Iraklılar gelip Türkiye vatandaşı olmak için neler yapabileceklerini soruyor. Bazı kişilerin şikâyet ettiği ülkemizin vatandaşı olmak için can atan Iraklılar var. Dışarı çıktığınız zaman bu ülkenin ne kadar vazgeçilmez olduğunu daha iyi anlıyorsunuz.”

“EYLEMLER SIRADAN DEĞİL”

Kuzey Irak Kürt Bölgesinin referanduma gitme kararı bir ‘oyun’ olarak niteleyen İçen, “Türkiye referanduma gitmenin yanlışlığını yetkililere bildirdi. Bu tavır doğruydu. Ancak referandum yapıldı, Amerika bir tavır gösterdi ve Türkiye de köprüleri atarak ilişkileri askıya aldı. Bölge ile ilişkiler kesilince sonrasında İran da Irak’ın içine yerleşmeye başladı. İran strateji konusunda çok zeki bir ülkedir. Bu nedenle çok güçlü bir şekilde Irak’ın içine yerleşti. İran Irak’ın içine yerleşince ticaret de böylece İran’ın eline geçti ve Türkiye ile ticaret kesildi.  Bu nedenle Irak’taki Sokak eylemleri asla sıradan eylemler değildir” dedi.

“ANNELERİN SESİ ARTIK DAHA GÜR ÇIKIYOR”

Konuşmasında Diyarbakır’daki annelerin oturma eylemine de değinen Yaşar İçen, annelerin sessiz çığlığının artık daha cesur bir şekilde ses bulmaya başladığını kaydetti. Evlatları terör örgütü tarafından kaçırılan ailelerin çeşitli nedenlerle daha önce sesini yükseltemediğini ifade eden İçen, konuşmasını şöyle sürdürdü:

“Bir ayı aşkın bir süredir Diyarbakır’da anneler evlatları için oturuyorlar. Annelerin yıllar süren sessiz çığlığı ortaya çıktı. Bu durum yıllardır var. Vatandaş sesini çıkaramıyordu. Çünkü tek kelime konuştuğunda diğer çocuğunu da dağa götürmeleri riski vardı. Korkunç baskılar vardı. Bir noktadan sonra birlikte sesler yükseldikçe etkili olmaya başladı. Bir annenin oturmasıyla arkası geldi. İçlerinde olduğumuz için bu annelerin yıllardır içlerindeki acıyı biliyoruz. Benim ailemin de kendi bölgesinden çıkış sebebi de buydu. Ailem ve yakınlarım terörden mağdur oldu. Ailemden kimileri cezaevine girdi, kimi öldürüldü, kimileri de yurtdışına kaçtı. Türkiye üç nesli, oynanan oyunlara feda etmek zorunda kaldı.”

“TÜRKİYE DIŞ POLİTİKADA VİZYON GELİŞTİRMEYE BAŞLADI”

Konuşmasında Türkiye’nin dış politikada artık bir vizyon geliştirmeye başladığına işaret eden Yaşar İçen “Görüneni değil, görünenin arkasındakini okumamız gerekiyor. Her zaman kendi fikriniz olmalı. Bu nedenle önce ülke içindeki bütünlüğü sağlamamız gerekiyor” diye konuştu. Konferansın ardından İstanbul yeni Yüzyıl Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Yaşar Hacısalihoğlu tarafından Yaşar İçen’e plaket takdim edildi.  

Dr. Alihan Limoncuoğlu: PKK mutlaka bitirilmeli

Türkiye’nin güvenli bölge oluşturmak amacıyla Fırat’ın doğusuna yönelik Barış Pınarı Harekâtı Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın Twitter’dan yaptığı ‘Türk Silahlı Kuvvetleri’miz Suriye Milli Ordusu’yla Suriye’nin kuzeyinde PKK/YPG ve DEAŞ terör örgütlerine karşı Barış Pınarı Harekâtı’nı başlatmıştır’ açıklamasıyla geçtiğimiz gün başladı.

İstanbul Gelişim Üniversitesi’nden Dr. Öğr. Üyesi Alihan Limoncuoğlu, üç gündür devam eden harekatı değerlendirdi. YPG-PKK terör örgütünün bölgede faaliyetlerini iyice artırdığını o yüzden de operasyonun kaçınılmaz olduğunu belirten Dr. Limoncuoğlu, “Türkiye bu operasyonu yapmadan önce diplomatik her yolu denedi. Çok bilinmeyenli bir denklem olan Suriye’de böyle bir operasyon yapmak gerçekten zor. Türk askeri bölgede destan yazacaktır, başarıyla tamamlayacağımıza inanıyorum” ifadelerini kullandı.

Türkiye’nin Suriye’de kalıcı olmadığını amacının terör unsurlarını yok etmek olduğunu vurgulayan Dr. Limoncuoğlu, “Türkiye’nin hemen yanında terör devleti kurulmasına izin veremezdik. Türk askeri, sivil kayıpların önüne geçmek için azami özen gösterecektir. Barış Pınarı Harekâtı güvenli bölgenin kurulmasını kolaylaştıracaktır. Terörden temizlenmesiyle oluşturulan güvenli bölgeye de Türkiye’deki Suriyelilerin bir kısmı yerleştirilecektir” diye konuştu.

“TRUMP DENGELERİ GÖZETMEK ZORUNDA”

ABD Başkanı Donald Trump’ın çok tutarsız davrandığını söyleyen Dr. Limoncuoğlu, “Trump’ın attığı twitler iç siyasete yönelik. İç ve dış dengeleri gözetmek zorunda. Amerikan vatandaşları Suriye’de olan bitenden tam olarak haberdar değil diye düşünüyorum. Böyle olunca da Türkiye aleyhine bir tutum içerisindeler. Türk milletinin tam desteği oradadır. Hukuki ve siyasi olarak milletle ve orduyla birlik olduk. Çok önemli bir harekâttır. Kahraman TSK’yı ve onların komutanlarını ve askerlerini Allah muzaffer kılsın” dedi.

 

 

Dr. Louay Safi: İslam halkı artık demokratik devlet istiyor

İstanbul Sabahattin Zaim Üniversitesi (İZÜ) bünyesinde faaliyet gösteren İslam ve Küresel İlişkiler Merkezi (CIGA), 13-15 Ekim tarihleri arasında Uluslararası İslam Dünyası Konferansı’na ev sahipliği yapıyor. Bugün başlayan konferansta uzmanların öncelikli konusu ise Müslümanların çoğunlukta olduğu (Mısır, Pakistan, Cezayir, Sudan, Türkiye, Endonezya) ülkelerdeki güncel problemler.

İSTİKRARSIZLIK VE ÇATIŞMALAR BİTMİYOR

Üniversite olarak İslam dünyasının karşılaştığı sorunlarla ilgilenmeyi önemsediklerini belirten İZÜ Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Nasuh Uslu, “İslam ve Küresel İlişkiler Merkezi, her sene temel konularda en az 2 konferans düzenliyor. Bugünkü konferansımız da İslam ümmetinin sorunlarıyla alakalı. Konferansın konusu İslam dünyası açısından çok önemli. Sivil – asker ilişkileri, Müslüman ülkelerin çoğunda insan hayatını etkileyen önemli bir konu. Arap Baharı’ndan sonra İslam dünyasında bir iyileşme beklenirken ortaya çıkan siyasal ve askeri istikrarsızlıklar, çatışmalar mutlaka ele alınmalı. Sorunların niye ortaya çıktığını, Arap Baharı’nın neden istenilen noktaya götürülemediği tartışılmalı. Çünkü İslam dünyası bunların tam aksine istikrarsızlık ve çatışmalarla karşılaştı. Bu konuların bütün sivil toplum kuruluşları ve araştırmacılar tarafından ciddi bir şekilde ele alınması gerekiyor. Biz de bu çerçevede elimizden gelen katkıyı sağlamaya çalışıyoruz” dedi.

HALK BU DÜZENİN DEVAM ETMESİNİ İSTEMİYOR

İlk günkü konuşmacılardan biri olan Hamad Bin Khalifa Üniversitesi’nden Dr. Louay Safi ise bu ülkelerin en büyük sorunlarından birinin otokrasi olduğunu belirtti. “Bugün o coğrafyada yaşayan halklar, demokratik bir devlet istiyor” diyen Dr. Safi, “Devletin ülkeyi, halkın istediği şekilde yönetmesini, halka destek olmasını bekliyorlar. Çünkü otokratik ve baskıcı hükümetler tarafından yönetilmeleri bu İslam ülkelerinin en büyük sorunlarından biri. Dolayısıyla toplumun bu durumdan kurtulması için de Arap Baharı gibi meseleler yaşanıyor. Halk sokağa dökülüyor çünkü bu düzenin aynı şekilde devam etmesini istemiyor. Ama ben halkın galip geleceğini ve kaderlerini yeniden yönlendireceklerini düşünüyorum” ifadelerini kullandı. 

Bu noktada ise sivil toplumları ve enstitüleri geliştirme, daha kurumsal bir devlet yaratma konusunda büyük bir mücadele verildiğini kaydeden Dr. Safi, “İnsanların organize olmaya ihtiyacı var. Sadece partiler etrafında toplanmak zorunda değiller. Ve insanların farkındalığı her geçen gün artıyor. Türkiye ve Malezya da bu noktada Müslüman ülkelere karşı iyi bir rol model oluyor” diye konuştu.

Prof. Dr. Han: Türkiye harekât öncesinden daha iyi bir zeminde

Altınbaş Üniversitesi Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Ahmet Kasım Han, Türk Silahlı Kuvvetleri’nin (TSK) Suriye’nin kuzeyinde yürüttüğü Barış Pınarı Harekâtı’na ara verilmesine ilişkin Türkiye ile ABD arasında varılan mutabakatı ve bundan sonrasına ilişkin olası gelişmeleri değerlendirdi. Mutabakata büyük ölçüde uyulacağına inandığını belirten Prof. Dr. Han, “Eksik kalan kısımlar olursa bunların da yolda karşılıklı istişareler yoluyla çözüleceğini düşünüyorum” dedi.

‘ERDOĞAN-TRUMP GÖRÜŞMESİ SONRASI UZLAŞMA OLACAKTIR’

13 Kasım’da yapılacak Erdoğan-Trump görüşmesine kadar Barış Pınarı Harekâtı’nın yürütüldüğü coğrafyada, varılan anlaşma etrafında kabul edilebilir ölçekte gelişmeler yaşanabileceğini ifade eden Prof. Dr. Han, “Büyük bir problem olacağını sanmıyorum. İki lider yan yana gelip birbirleriyle yüz yüze görüştükten sonra meselenin ahvali konusunda geniş uzlaşmaya doğru gidilecektir diye düşünüyorum” ifadelerini kullandı.

‘BARIŞ PINARI HAREKÂTI BÜYÜK BİR ADIM’

Türkiye açısından Suriye ile ilgili sorunların uzun yılların birikimi olduğunu vurgulayan Prof. Dr. Han, “Tek ve büyük bir fırça darbesiyle çözülecek ve her şey yerli yerine oturacak diye bir beklenti içine girmek gerçekçi değil. Türkiye adım adım yürümek zorunda. Ve bu Barış Pınarı Harekâtı da büyük bir adım” diye konuştu.  

‘TÜRKİYE HAREKÂT ÖNCESİNE GÖRE DAHA İYİ BİR NOKTADA’

Bölgedeki diğer aktörlerin kendi aralarında ne pazarlıkları yaptığı, bu pazarlıkların varlığından yokluğundan ari olarak şu anda Türkiye’yi ilgilendirse de durumu değiştirmeyeceğini ifade eden Prof. Dr. Han, “Diğer aktörlerin kendi aralarındaki pazarlıklarının neticelerinin ne olduğu, Türkiye açısından önümüzdeki dönemde atılacak başka adımlarla yönetilebilirdir. O noktada eğer böyle pazarlıklar varsa bunların sonuçlarının yönetilmesi açısından Türkiye bugün Barış Pınarı Harekâtı’nın başladığı noktaya göre daha iyi bir zemindedir. Dolayısıyla iyimser olmak için her türlü neden var” dedi. 

‘İHTİYAT ELDEN BIRAKILMAMALI’

Tüm iyimserliğe rağmen gelinen noktada ihtiyatlı olmak için de çok sayıda neden bulunduğunun altını çizen Prof. Dr. Han, sözlerini şöyle tamamladı:

“Türkiye’nin burada bir çok muhatabı var. Onların kendi aralarında varabilecekleri anlaşmalara ya da ortaya çıkabilecek anlaşmazlıklara doğrudan Türkiye’nin gündemini ilgilendiren sonuçlar doğuracakları için dikkatle ve ihtiyatla yaklaşmak gerekir. Yine verilen sözlerin tutulması veya tutulmaması önemli bir kriterdir. Buna da dikkatle ihtiyatla yaklaşmak gerekir. Örneğin Rusya ve ABD arasında diğer aktörlerden bağımsız olarak varılacak bir anlaşmanın içeriği, potansiyel olarak bütün sahayı ve Suriye’nin geleceğini dönüştürebilir. Böyle bir anlaşmanın tüm unsurlarıyla birlikte Türkiye’nin lehine olacağını önceden garanti edilmiş bir sonuç olarak varsayamayız. Bu ve benzeri noktalar açısından ihtiyatlı olmak gerekir.”

(FOTOĞRAFLI)

Güvenli bölge insanların yurtlarına dönmelerini sağlayacak

İstanbul Aydın Üniversitesi bünyesindeki düşünce kuruluşlarından Aydın Düşünce Platformu’nun 52’nci toplantısı ‘Suriye’deki İç Savaş ve Anayasa Çalışmaları’ başlığıyla gerçekleştirildi. Toplantıya konuk olan Suriye Geçici Hükümet Başkanı Abdurrahman Mustafa, toplantı öncesinde Demirören Haber Ajansı’nın (DHA) sorularını yanıtladı. Suriye’deki son durumu aktaran Mustafa, Barış Pınarı Harekatı, güvenli bölge ve Anayasa çalışmaları üzerine açıklamalar yaptı.

“TSK BÖLGEDE HUZUR VE İSTİKRAR İÇİN ÇALIŞIYOR”

Suriye’de iç savaş diye nitelendirilecek bir durumun olmadığını söyleyen Mustafa, “Bize göre Suriye’de iç savaş yoktur. Suriye’de dikta rejimi var, terör örgütleri var. Bir de demokrasi özlemiyle yola çıkan muhalifler var. Onların da temsilcisi biziz. Fırat’ın doğusunda PYD terör örgütünün işgal ettiği bölgelerde Barış Pınarı Harekatı’yla uluslararası toplumun veya süper güçlerin desteklediği proje ilelebet tarihin çöplüğüne atılmıştır. Bugün orada Türk Silahlı Kuvvetleri’nin desteğiyle Milli Ordu’nun birlikte huzuru, istikrarı getirmek için çalışmalar yapılıyor” dedi.

“RESULAYN VE TEL ABYAD’DA YEREL MECLİSLER ÇALIŞIYOR”

Suriye Geçici Hükümeti olarak yerel meclisler kurduklarını belirten Mustafa, “Din ve etnik köken ayrımcılığı olmadan dengeli bir şekilde Resulayn ve Tel Abyad halkına yerel meclisler hizmet götürmek için çalışıyor. Orada zorunlu göçe maruz kalanlar için köylerine, evlerine dönmeleri için istikrarın yaratılması gerekiyor. Maalesef PYD terör örgütü DEAŞ bahanesiyle sistematik olarak demografik yapıyı değiştirdi. İstikrarı bozmak için bomba yüklü araçlarla DEAŞ yöntemiyle insanlarına evlerine dönmesini engellemeye çalışıyor. Ama bizim oradaki güvenlik güçlerimiz, Türk Silahlı Kuvvetleri ve Milli Ordu gerekeni yapacaktır, teröristlerin amacını boşa çıkartacaktır” diye konuştu.

ANAYASA KOMİSYONUNUN İKİNCİ TOPLANTISI 25 KASIM’DA

Suriye’de siyasetle çözümün olacağını vurgulayan Mustafa, “2014 yılından beri bu sürece dahil olduk. Astana ve Soçi süreçlerine destek verdik ve destek vermeye de devam ediyoruz. Anayasa komisyonu oluşturuldu, rejimin oyalamasına rağmen 1 buçuk yıl hep olumlu baktık. Komisyon ilk toplantısını geçen hafta Cenevre’de yaptı. İkinci toplantı da 25 Kasım’da yine Cenevre’de Birleşmiş Milletler (BM) çatısı altında olacak. Rejim ancak Rusya’nın baskısıyla bu toplantıya devam eder. Ayrıca uluslararası toplumun da ekonomik yaptırımlarına devam etmesi gerekiyor” ifadelerini kullandı.

“GÜVENLİ BÖLGENİN KURULMASINI İSTİYORUZ”

Güvenli bölgenin umut olduğunu söyleyen Suriye Geçici Hükümet Başkanı Abdurrahman Mustafa, “Fırat’ın doğusunda terör devletçiliği kurulmaya çalışıyordu. Fransa, Almanya, Amerika gibi süper güçler PYD devletçiği kuracaktı ve bu, Barış Pınarı Harekatı’yla tarihin çöplüğüne atıldı. Barış Pınarı Harekatı bile ümittir, insanların tekrar kendi yurtlarına dönmesini sağlayacaktır. Türkiye 2014 yılında güvenli bölge oluşturulmasını talep ettiğinde Suriye muhalefeti olarak en baştan beri destek olduk. Güvenli bölge 2014’te  oluşturulmuş olsaydı belki de bugün rejim olmayacaktı. Ne DEAŞ ne de PYD terör örgütü olacaktı” dedi.

“SURİYELİ TÜRKMEN OLARAK İLK BAŞTA BEN DÖNERİM”

Suriye’de istikrar oluşur ve siyasi çözüm olursa halkın yurduna döneceğini dile getiren Mustafa, “Herkes yurduna dönecektir. Hiç kimse kendi toprağını, vatanını terk etmez. Kimsenin endişesi olmasın ama önce ortamı yaratmak lazım. Katil rejimin siyasi çözümle gitmesi lazım. Kimse şimdi güvenip dönemez. BM kriterlerine göre insanlar dönmek ister, Suriyeli bir Türkmen olarak ilk başta ben dönerim” ifadelerini kullandı.

Karaciğerin düşmanı antibiyotik, dostu ise enginar değil

Memorial Sağlık Grubu, Türk Karaciğer Vakfı ve Azerbaycan Tıp Üniversitesi iş birliğiyle 5’inci Azerbaycan-Türkiye Ortak Hepatoloji Kursu düzenledi. Azeri ve Türk doktorlar İstanbul’da bir araya gelerek, 2 gün boyunca karaciğer hastalıklarına yönelik teşhis, tanı ve tedavi yöntemlerine ilişkin bilgi ve deneyimlerini paylaştı.

Kursa yönelik bilgi veren Memorial Şişli Hastanesi Gastroenteroloji-Hepatoloji Bölümü ve Türk Karaciğer Vakfı Başkanı Prof. Dr. Yılmaz Çakaloğlu, “Kursu bir yıl İstanbul’da bir yıl Bakü’de olmak üzere her yıl yapıyoruz. Karaciğer hastalıklarına yönelik bilgilerimizi, deneyimlerimizi paylaşmak ve hastalara daha iyi hizmet vermek için düzenliyoruz” dedi.

“TANI VE TEDAVİDE TÜRKİYE VE AZERBAYCAN’DA OLANAKLAR VAR”

Her iki ülkede de ciddi karaciğer hastalığı probleminin olduğunu söyleyen Prof. Dr. Çakaloğlu, “Hepatit B, C ve yağlı karaciğer hastalığı çok sık görülen bir problem. Bu üç hastalık karaciğer sirozu ve kanserinin en sık görülme sebepleri arasında yer alıyor. İşte bu konularda neler yapılmalı, hastaya nasıl tanı koymak gerekir, hangi önleyici tedbirler alınmalı ve tedavi yöntemlerini bilimsel veriler ışığında tartışıp ortak politikalar oluşturmaya çalışıyoruz. Bu tür hastalıkların tanısı için ülkemizde ve Azerbaycan’da bütün olanaklar mevcut” diye konuştu.

EN AZ BİR KEZ HEPATİT TESTİ YAPTIRIN

Toplumda hepatitler konusunda farkındalık oluşturulması gerektiğini vurgulayan Prof. Dr. Çakaloğlu, “Herkesin, yaşamında bir kez hepatit testi yaptırması gerekiyor. Eğer hepatit B veya C taşıyıcısı ya da hastasıysa, uzmana başvurup gerekli tedavileri alması gerekiyor. Aşırı kilo, yüksek kolesterol, şeker hastalığı sorunu olan herkesin, kan ve karaciğer testi yapılarak yağlı karaciğer hastalığının olup olmadığının belirlenmesi gerekiyor. Erken tanı için bu testler çok önemli” ifadelerini kullandı.

“TÜRKİYE’DE HER 3 KİŞİDEN 1’İ OBEZİTE HASTASI”

Prof. Dr. Çakaloğlu, Türkiye’de 2,5-3 milyon hepatit B’li, 500 bin ise hepatit C’li hasta olduğunu söyleyerek, “Türkiye’de obezite ise yüzde 30 oranında yani her 3 kişiden 1’i aşırı kilo sorunu yaşıyor. Ülkemizde yağlı karaciğer hastalığı çok sık görülüyor. Karaciğer olağanüstü bir organ, vücudumuzun en büyük ve çalışkan organı. Karaciğerden dakikada 2 litre kan geçiyor, adeta kimya fabrikası. Bağırsaklarımızın emdiği bütün besinler, ilaçlar ve diğer maddeler karaciğerden geçiyor” dedi.

“ANTİBİYOTİK KARACİĞER HASARI YAPIYOR”

İlaçlara bağlı karaciğer hastalıklarının ciddi bir sorun olduğunu vurgulayan Prof. Dr. Yılmaz Çakaloğlu, “Antibiyotik ve ağrı kesiciler kesin endikasyon olmadan yani tedavi yöntemi ve müdahale belirlenmeden kullanması gereken ilaçlar. Bugün dünyada en çok karaciğer hasarı antibiyotiklere ve romatizmal ilaçlara bağlı olarak görülüyor. Gelişigüzel antibiyotik ve ağrı kesici ilaç kullanmak doğru değildir. Bu tür ilaçların alımında çok dikkatli olmak gerekir” ifadelerini kullandı.

KOLESTROL İLAÇLARI KARACİĞER HASTALIKLARINA OLUMLU ETKİ EDER

Sigaranın mutlaka bırakılması gerektiğini vurgulayan Prof. Dr. Çakaloğlu, “Kolesterol ve kan yağlarının yüksekliği, karaciğer yağlanmasının en önemli nedenleri arasında yer alıyor. Bu hastaların kolesterol ilaçlarını düzenli olarak kullanması gerekiyor. Kolesterol seviyesini kontrol altına alan ve normal değerlere getiren ilaçlar,  karaciğer hastalıklarına da olumlu etki sağlıyor. Düzenli kullanımlarında, yağlanmanın siroza yol açacak kadar ilerlemesini ve kanser gelişimini önlüyor. Özellikle diyabet hastaları tarafından ‘metformin’ içeren ilaçlar da sık kullanılan ilaçlar arasında yer alıyor. Özellikle kilolu ve yağlı karaciğer sorunu olanlarda insülin direncine karşı rutin kullanılması gereken bu ilaçların karaciğere bir zararlı etkisi bulunmuyor. Karaciğer sağlığı için tütün ve tütün ürünlerinin kullanımının kesinlikle bırakılması gerekiyor. Sigara bütün hastalıkları, kanser tiplerini olumsuz etkileyen sıklığını artıran, tedavisini zorlaştıran mutlaka hayatımızdan çıkarılması gereken en önemli zararlı alışkanlık” diye konuştu.

“KARACİĞERE İYİ GELEN BİR BİTKİ YOK”

Hastalara bilmedikleri hiçbir bitkisel ilacı veya ürünü kullanmama uyarısında bulunan Prof. Dr. Çakaloğlu, “Bugüne kadar etkisi kanıtlanmış ve karaciğere iyi geldiği düşünülen bir bitki bulunmamaktadır. Karaciğer dostu olarak bilinen enginarın günde bir kilo bile tüketilmesi yarar sağlamayacaktır. Bunun yerine sağlıklı ve dengeli beslenme, sebze ve meyveleri ölçülü tüketme gibi kurallara dikkat etmelidir. ‘Elma mucizedir’, ‘domates her şeye iyi gelir’ söylemleri doğruyu yansıtmamaktadır” ifadelerini kullandı.

HAFTADA 150 DAKİKA EGZERSİZ

Haftada 150 dakika spor yapılmasını öneren Prof. Dr. Çakaloğlu, “Sağlıklı besleneceğiz, düzenli egzersiz yapacağız, kilomuza dikkat edeceğiz. Hastalarımıza zeytinyağı tüketmelerini öneriyoruz. Evde yaptığınız patates kızartmasını yiyebilirsiniz ama o yağı bir daha kullanmayın. Obezite hastaları az ve ölçülü, düşük kalorili beslenme alışkanlıkları kazanmalılar. Haftada en az 3 gün 45-50 dakika olmak üzere toplam 150 dakika spor yapılmasını öneriyoruz” dedi.