Kategoriler
Manisa Haber

Yurt dışında iş yapan Türkleri, ‘Türk güvenlik şirketleri korusun’ önerisi

Altınbaş Üniversitesi Öğretim Üyesi ve Avrasya Stratejik Araştırmalar Merkezi (ASAM) Terör Uzmanı Dr. Eray Güçlüer, Somali’de iş yapan Türk müteahhitlik firmasının şantiyesine düzenlenen bombalı saldırı, Türkiye ile Rusya arasında Libya’da ateşkesin sağlanması için yapılan Moskova Zirvesi ve Berlin’deki Libya Konferansı üzerine açıklamalar yaptı.

YURT DIŞINDA İŞ YAPAN TÜRK ŞİRKETLERİNİN GÜVENLİĞİ SAĞLANMALI

Libya, Somali, Katar gibi ülkelerde bulunan Türk askerinin görevinin teknik ve taktik destek sağlamak olduğunu vurgulayan Dr. Güçlüer, “TSK tarafından o ülkelerdeki askeri ve yerel kolluk güçlerine eğitim, malzeme desteği veriliyor. Bunula birlikte örneğin Somali’de yol inşa eden Türk şirketinin güvenliğinin sağlanması da gerekiyor. Doğal olarak Türk askerinden böyle görevler de bekleniyor. Askerimiz bunu oradaki yerel güvenlik birimleri üzerinden gerçekleştirmeye çalışıyor. Aslında burada yerel unsurlar ile Türk askeri arasında yarı geçişken paramiliter bir güce ihtiyaç var” diye konuştu.

“TÜRK ORDUSUNUN YÜKÜ DE HAFİFLER”

Dr. Güçlüer, “Bence askerlerimizden ziyade devlet tarafından denetlenen, kanunen sınırları belli, Türkiye’deki özel güvenlik teşkilatlarına, yurt dışına iş yapan Türk firmalarının korunması için yetki verilmesi, önlerinin açılması gerekiyor. Yurt dışında iş yapan Türk firmaların o ülkelerle yaptıkları anlaşmalara bu maddenin konulması lazım. Türk özel güvenlik firmaları, yapılan işin ve iş yapan şirketlerin korunmasında görevli olmalıdır, bunun önünü açmalıyız. Bu düzenleme ordumuzun yurt dışındaki yükünü hafifletir ve Türk firmalarının yurt dışında çalışmalarının da önü açılır. Bunların devlete masrafları da olmaz” ifadelerini kullandı.

MOSKOVA ZİRVESİ’NİN ÜZERİNE BERLİN’İN GÖLGESİ DÜŞTÜ

Moskova Zirvesi’nin başında her şeyin yolunda olduğunu aktaran Dr. Güçlüer, “Berlin’de Libya Konferansı’nın yapılacağı biliniyordu. Fakat Türkiye ile Rusya konferans öncesi taraflar arasında kalıcı bir ateşkesi sağlamak ve bu ateşkes üzerinden siyasi yol haritası belirlemek için Moskova’da zirve düzenledi. Aslında zirvenin başında her şey yolundaydı. Libya’nın doğusunu kontrol altında tutan isyancı General Hafter, önüne konan ateşkes metnini de imzalamak üzereydi. Son anda çark etti, biraz zaman istedi. Sonra ateşkesi imzalamadan Moskova’yı terk etti. Aslında Moskova Zirvesi’nin üzerine Berlin’in gölgesi düştü. Çünkü Moskova’da ateşkes imzalansaydı. Avrupa ülkelerinin Libya’ya istedikleri gibi müdahil zorlaşacaktı ” ifadelerini kullandı.

“BERLİN’DEN HAFTER’E TALİMAT VERİLDİ”

Türkiye ile Rusya’nın iş birliği ile Libya’da ateşkes sağlansaydı, Avrupa ülkelerinin artık bir fonksiyonunun kalmayacağını vurgulayan Dr. Eray Güçlüer, “Berlin’deki Libya Konferansı’nda ne konuşulacaktı, zaten ateşkes olmuştu. Sadece ateşkesin siyasi yol haritası tartışılabilirdi. O yüzden Berlin’den Hafter’e talimat verildi. Talimatı, Almanya üzerinden Avrupa ülkeleri verdi. Avrupalı ülkeler ‘bizim olmadığımız ateşkesi istemiyoruz’ dedi. Berlin konferansına kadar Hafter pek çok saldırı yaptı, limanları abluka altına aldı. Moskova’da ateşkes anlaşması imzalansaydı kan dökülmezdi” dedi.

UMH’NİN ORTADAN KALMASINA YÖNELİK TEHDİT DURDU, TÜRKİYE BARIŞIN ANAHTARI OLDU.

55 maddelik ateşkes metninin imzalanmasını, BM tarafından Libya’nın meşru hükümeti olarak tanınan Ulusal Mutabakat Hükümeti’nin (UMH) ortadan kalkmasına yönelik tehdidin durması olarak okuduğunu söyleyen Dr. Güçlüer, “Meşrutiyeti olan hükümeti ortadan kaldırmakla görevli Hafter gibi bir aparatın durması, meşru hükümetin güçlenmesine zemin hazırlayacaktır. Meşru hükümetin güçlenerek Hafter karşısında bir denge oluşması için ateşkesin imzalanması son derece önemliydi. Türkiye Libya’da barışın anahtarı oldu” diye konuştu.

“ATEŞKEŞ ANLAŞMASINI HAFTER BOZMAK İSTYECEKTİR”

Dr. Güçlüer, “Hafter ile yapılan anlaşma kalıcı olur mu? Bence zor. Hafter’in ateşkesi bozma ihtimali yüksektir. Çünkü Hafter’i oluşturan, destekleyen arkasındaki güç zeminin arasında çatlaklıklar, çıkar çatışmaları var. Ancak bölgedeki Türk Silahlı Kuvvetleri’nin varlığı önemli bir denge unsurudur” ifadelerini kullandı.

Kategoriler
Manisa Haber

“İstanbul Sözleşmesi’ne karşı çıkılıyor, kadına şiddet artıyor”

Altınbaş Üniversitesi Sosyoloji Bölümü Öğretim Üyesi Dr. Tuğba Demirci son günlerde medyada geniş yer bulan aile içi şiddet ve kadın cinayetlerini, İstanbul Sözleşmesi çerçevesinde değerlendirdi. Eski eşi tarafından öldürülen Emine Bulut cinayeti sonrası yeniden gündeme gelen İstanbul Sözleşmesi’nin, adını Türkiye’nin anlaşmaya ev sahipliği yapmasından aldığını hatırlatan Demirci, sözleşmenin esas itibariyle kadınlar ve diğer bağımlı aile üyelerinin erkeklerden şiddet görmesini engellemeye yönelik tedbirler alınmasını şart koştuğunu vurguladı.

“ZORLA KISIRLAŞTIRMA, KÜRTAJA ZORLAMA DA SUÇ”

Sözleşmenin önemli maddeleri hakkında bilgi veren Altınbaş Üniversitesi Sosyoloji Bölümü Dr. Öğretim Üyesi Tuba Demirci, “Sözleşme gereğince taraf devletler öncelikle kadına, çocuğa ve diğer bağımlı aile bireylerine yönelik aile içi şiddeti suç olarak tanımlayacak yasa değişiklikleri yapacak. Sözleşme şiddet kavramını da genişletmiş durumda. Tüm fiziksel şiddet biçimleri suç olduğu gibi, psikolojik şiddet, ekonomik şiddet, cinsel yönelime dayalı ortaya çıkan, savaş halinde dahi kadın tarafların toplumsal cinsiyet temelli şiddete uğrama halini suç haline getiriliyor” ifadelerini kullandı.

İstanbul Sözleşmesi’nin düzenlediği başka şiddet türleri de bulunduğunun altını çizen Demirci, “Zorla kısırlaştırma, kürtaja zorlama, zorla evlendirmeler, bu sözleşmeye göre suç. İstanbul Sözleşmesi bu ve benzeri durumlara ilişkin kötü muamele ve aşağılamaları da şiddet kabul ediyor” dedi.

“KARŞI ÇIKANLAR TAMAMEN HAKSIZ”

Bazı çevrelerin son zamanlarda İstanbul Sözleşmesi’ne karşı bir tavır geliştirmeye çalıştığını ifade eden Demirci, “Çoğunluğu erkek, az sayıda kadını da içinde barındıran bu çevrelerin sayıları az da olsa sesleri yüksek çıkıyor” şeklinde konuştu.  

Bu çevrelerin İstanbul Sözleşmesi ile bunun şartlarını yerine getirmenin aile birliğini bozduğunu öne sürdüklerini anlatan Demirci, “Sözleşme ve ilgili düzenlemelerle kadınların cesaretlendirildiği ve bunun aile birliğini tehdit edip, boşanmaları arttırdığını söylüyorlar. Cinsel yönelimle ilgili şiddeti de cezalandırdığı için bunun ‘sapkınlığı’ meşrulaştırdığını savunuyorlar” diye açıklamada bulundu.

Demirci, kimi yazarların AB’nin bir dayatması olarak nitelendirdikleri İstanbul Sözleşmesi’nin özelde Türkiye ve genelde İslam dünyasının aile yapısına zarar vermeyi hedefleyen bir dış tehdit olduğunu öne sürdüklerini de söyledi. “İstanbul Sözleşmesi’ne karşı çıkan çevreler tamamen haksızlar” diyen Tuba Demirci açıklamalarına şöyle devam etti:

“Aslında bu sözleşme esasları hiçbir zaman tam uygulanmadı. Aile içi ve ağırlıklı olarak kadına yönelik erkek şiddeti rakamlarına dair resmi araştırma sonuçları son dört beş yıldır açıklanmıyor.  Ama basının-STK’ların derlediği, çetelesi tutulan vakalara bakarsak kadına karşı şiddetin hem görünürlüğünde hem de sayısında artış olduğunu söyleyebiliriz. Tabii şiddet mağduru kadınların haklarını arayıp bunları daha fazla rapor etmeleri de bunda etkili.”

“SÖZLEŞME FİİLEN ASKIDA”

İstanbul Sözleşmesi’nin fiilen ortadan kalkmaya başlandığını ifade eden Demirci, sözleşmenin tam uygulanması halinde şiddetin tam olarak bitmese de azalacağını belirterek, “Şiddetin toplumsal cinsiyet eşitsizliklerinden kaynaklandığını söylüyoruz. Şiddetin önünü alabilmek için bu eşitsizliğin ortadan kaldırılması şart. Bu sözleşmeyi desteklediği için KADEM’e de çok saldırıldı. Biz İstanbul Sözleşmesi’nin esaslarına sahip çıkıp, devletin görevlerini yapmasında ısrar edeceğiz. Kadınlar haklarını daha yüksek sesle ve çok net şekilde talep ettiklerinde şiddet artabilir. Çünkü kadınlar hayatları için ve eşitlik talep ettiklerinde şiddetle karşılık görüyorlar” dedi.

“CİNSİYET EŞİTLİĞİ ANA AKIM HALİNE GELMELİ”

Türkiye’de toplumsal cinsiyet eşitliği yaklaşımının “ana akım haline getirilmesi” gerektiğini ifade eden Demirci, eğitim müfredatının en temel öğelerinden birinin toplumsal cinsiyet eşitliği olması gerektiğini kaydederek, “İstanbul Sözleşmesi şiddetin önlenmesi konusunda iyi bir ilerlemedir. Bundan vazgeçemeyiz. Sözleşme aileyi dağıtmıyor, evlenmeyin demiyor, boşanın demiyor. Bundan geri adım atılamaz. Devlet bu sözleşmedeki yükümlülüklerini yerine getirmeli” diye konuştu.

Kadınların artık haklarını daha yüksek sesle dile getirdiğini belirten Demirci, “Bunu yaptıklarında da şiddetle karşılık buluyor. Son iki günde Kırıkkale ve Konya’daki iki vakada öldürülen kadınlar gördüğü muameleye karşı sesini yükselttiği için katledildi. Kadınlardan birini eski eşi öldürüyor. Burada devletin araya girip hem toplumu, hem erkekleri, hem de kolluk kuvvetleri ve adalet personelini eğitmesi gerekiyor” açıklamasında bulundu.

Kategoriler
Manisa Haber

Prof. Dr. Caşın: ABD, Suudi Arabistan’ı koruyamadı

Suudi Arabistan İçişleri Bakanlığı, tesislere saldırı ardından büyük çaplı bir yangının çıktığını; Abqaiq ve Khurais petrol yerleşkelerinden yükselen alevlerin, sabahın erken saatlerinde kontrol altına alındığını duyurmuştu.

Suudi Haber Ajansı SPA, Suudi Arabistan İçişleri Bakanlığı Sözcüsünün, 2 petrol tesisinin, ‘silahlı insansız hava araçları’ (SİHA) tarafından hedef alındığını açıkladığını duyurmuştu. Saldırıyı, Yemen’deki Husi milisleri üstlenmişti ama ABD, saldırılardan İran’ı sorumlu tutuyor.

HUSİ ASKERİ SÖZCÜSÜ: SALDIRILAR NORMAL VE JET MOTORLU DRONE’LARLA GERÇEKLEŞTİRİLDİ

Husi Askeri Sözcüsü Yahya Sarea, Twitter hesabından paylaştığı mesajında, tesislerin hâlâ hedeflerinde olduğunu ve her an tekrar saldırabileceklerini; ülkenin doğusundaki tesislere yapılan saldırıların normal ve jet motorlu drone’larla gerçekleştirildiğini ifade etti.

“10 İHA KULLANILDI”

Lübnan merkezli Al-Masirah televizyonuna konuşan Husi sözcüsü Sarea, saldırılarda 10 silahlı insansız hava aracının kullanıldığını söyledi.

NY TIMES: SALDIRI İÇERİDEN DE YAPILMIŞ OLABİLİR

New York Times gazetesi, Birleşmiş Milletler müfettişlerinin, Husilerin bin 500 kilometre menzilli İHA’lara sahip olduğunu ve Suudi Arabistan topraklarında yapılan saldırının, Yemen’deki Husi kontrolündeki bir bölgeden gerçekleşmiş olabileceğini söylediğini belirtti. Ancak, bu saldırının Irak ya da Suudi Arabistan içerisinden de yapılmış olabileceğine değinildi.

POMPEO: SALDIRILARIN YEMEN’DEN GELDİĞİNE DAİR HİÇBİR DELİL YOK

Twitter hesabı üzerinden açıklama yapan ABD Dışişleri Bakanı Mike Pompeo, “Tüm tansiyonu azaltma çağrıları arasında, İran, şimdi dünyanın enerji arzına eşi görülmemiş bir saldırı başlattı. Saldırıların Yemen’den geldiğine dair bir kanıt yok” ifadelerini kullandı.

TRUMP: SUUDİ ARABİSTAN’DAN DOĞRULAMA BEKLİYORUZ

Suudi Arabistan’ın petrol şirketi Saudi Aramco’ya ait 2 tesise silahlı insansız hava aracıyla (SİHA) saldırı düzenlenmesine ilişkin ABD Başkanı Donald Trump, “Saldırının ardındakileri biliyoruz, Suudi Arabistan’dan doğrulama bekliyoruz” dedi.

Trump, Twitter üzerinden yaptığı açıklamasında, “Suudi Arabistan petrol şirketine saldırı düzenlendi. Bunu saldırının ardındakileri bildiğimize inanmamız için nedenlerimiz var. Hazırız ve Suudi Arabistan’dan saldırının ardında kim olduğunu doğrulamalarını bekliyoruz. Buna göre ne doğrultuda hareket etmemiz gerektiğine karar vereceğiz” İfadelerini kullandı.

TRUMP: İRAN’IN SALDIRIYLA İLGİSİ OLUP OLMADIĞINI GÖRECEĞİZ

ABD Başkanı Donald Trump, Suudi Arabistan’a düzenlenen drone saldırısıyla ilgili sosyal medya hesabından bir açıklama yayınladı. Trump, “İran’ın gerçekte kendi hava sahalarında olmadığı halde, insansız hava aracını düşürdüğünü söylediğini iyi hatırlayın. Çok büyük bir yalan olduğunu bilerek bu hikayeye sıkı sıkıya bağlı kaldılar. Şimdi Suudi Arabistan’a yapılan saldırıyla ilgileri olmadığını söylüyorlar. Bunu göreceğiz?” diye paylaştı.

İRAN: İDDİALAR KABUL EDİLEMEZ

Suudi Arabistan’daki petrol tesislerine düzenlenen saldırıyla ilgili İran’ı suçlayan ABD’li yetkililere tepki gösteren İran Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Seyyid Abbas Musevi, bu iddiaların mesnetsiz ve kabul edilmez olduğunu vurgulayarak, “Bunlar İran karşıtı ‘maksimum yalan’ politikası doğrultusunda öne sürülen iddialardır” dedi.

RUHANİ: YEMEN HALKI, MEŞRU MÜDAFA HAKKINI KULLANIYOR

Ankara’da düzenlenen Üçlü Zirve sonrası düzenlenen ortak basın toplantısında gazetecilerin sorularını yanıtlayan İran Cumhurbaşkanı Hasan Ruhani, Saudi Aramco’ya düzenlenen saldırılarla ilgili soruya, “Yemen halkı, kendisine saldıranlara karşı meşru müdafaa hakkını kullanıyor. Bu olaylar, Yemen’e yönelik saldırıların bir sonucudur” cevabını verdi.

SUUDİ ARABİSTAN, 2 GÜN SONRA DUYURDU: İRAN SİLAHLARININ KULLANILDIĞINA DAİR KANIT VAR

Suudi Arabistan, olaydan bu yana saldırıyı ‘terörist bir saldırı’ olarak nitelemiş ancak bunu düzenleyenlere dair bir açıklamada bulunmamıştı. Suudi Arabistan Dışişleri Bakanlığı, dün yaptığı açıklamada, Aramco tesislerine yapılan son saldırıda İran silahlarının kullanıldığına dair kanıtların bulunduğunu ve ön soruşturmalar sonrasında saldırıların kaynağının belirlenmesi için çalışmaların sürdüğünü duyurdu. Bakanlık, Suudi Arabistan’ın, küresel barışı ve güvenliği tehdit eden bu ağır saldırıyı kınadığını duyurdu.

PROF. DR. MESUT HAKKI CAŞIN SALDIRILARI DEĞERLENDİRDİ

Suudi Arabistan’ın petrol tesislerine yapılan saldırıyı ve sonrasında yaşananları değerlendiren Uluslararası İlişkiler Uzmanı Prof. Dr. Mesut Hakkı Caşın, “ABD, Suudi Arabistan’ı koruyamadı, istihbarat zafiyeti var” dedi.

PROF. DR. CAŞIN: SUUDİ ARABİSTAN’A EKONOMİK AÇIDAN ZARAR VERMEK İSTİYORLAR

Saldırıdaki asıl amacın ekonomik nedenlere dayandığını söyleyen Yeditepe Üniversitesi Hukuk Fakültesi öğretim üyesi ve Uluslararası İlişkiler Uzmanı Prof. Dr. Mesut Hakkı Caşın, “Suudi Arabistan’a ekonomik açıdan zarar vermek için, bunu Husi milislerinin yaptıklarını düşünüyorum. Zamanlamaları dikkat çekici, Aramco şirketi hisselerini satacaktı, Suudi Arabistan’ın ekonomisi iyi durumda değil. Böyle bir zamanda Aramco’nun hisseleri düşecek. Suudi Arabistan, petrol üretimini kısmi olarak durdurabilir” diye konuştu.

“İRAN’IN YAPTIĞINI İSPAT ETMEK GEREKİYOR”

Asimetrik saldırı taktiğinin uygulandığını dile getiren Prof. Dr. Caşın, saldırının dünya petrol arzına karşı yapıldığını ve bölgenin kritik olduğunu aktardı. Trump’ın doğrudan İran’ı suçladığını hatırlatan Prof. Dr. Caşın, ABD başkanının bunu ispatlaması gerektiğinin altını çizdi.

“ABD’DEN ALINAN İLERİ FÜZE SAVUNMA SİSTEMLERİ SALDIRIYI NEDEN GÖRÜP, VURAMADI?”

Saldırının eş zamanlı ve uzak mesafeden yapıldığını söyleyen Prof. Dr. Caşın, “Radar izleri henüz gösterilmedi. Buradaki asıl soru Suudi Arabistan’ın ABD’den aldığı ileri füze savunma sistemleri saldırıyı neden görüp, vuramadı? Bence burada ABD’nin savaş sanayinde de soru işaretleri oluştu. Suudi Arabistan ABD’nin savaş uçaklarını kullanarak her gün Yemen’i bombalıyor. O kadar radar sistemleri var, bin kilometre mesafeden gelip Suudi Arabistan’ı vurdular. Elimizde, nasıl fark etmediklerine dair bir bilgi yok. Bu yöntem asimetrik saldırı taktiğidir. Eş zamanlı uzak mesafeden yapıldı. Husiler henüz bir devlet değil ve terör örgütü olarak kabul ediliyor. Devlet olmayan bir örgütün bu kadar zarar vermesi büyük bir meseledir” ifadelerini kullandı.

“BAŞKA BİR DEVLET DE YAPMIŞ OLABİLİR”

İran’a yaptırım olacağını belirten Prof. Dr. Caşın, “Husiler saldırıyı üstlendi ama başka bir devlet de yapmış olabilir. Acaba Suudi Arabistan ile İran arasında savaş çıkartmak isteyen bir güç mü var. İran’a yaptırım olacağını düşünüyorum. Ekonomik yaptırımlar hali hazırda zaten devam ediyor. ABD’de yaklaşan seçim var. Trump, AB, Çin ve Japonya’nın baskısıyla İran ile el sıkışmak istiyor. Bu saldırı aslında Trump’ın Orta Doğu politikasının başarısız olduğunu, körfez ittifakını koruyamadığını gösteriyor” dedi.

 “SALDIRI DİĞER TERÖR ÖRGÜTLERİ İÇİN DE KOZDUR”

Suudi Arabistan’ın saldırıdan endişe duyduğunu aktaran Prof. Dr. Mesut Hakkı Caşın, ülkede pek çok petrol tesisi olduğunu hatırlattı. Prof. Dr. Caşın, “Bu tesisler bombalanmaya devam ederse ki Husiler yaptıkları açıklamada tekrar saldırı yapabileceklerini söyledi. Petrol fiyatları yükselebilir. Bu durum Türkiye’nin aleyhine olur. Petrol fiyatlarındaki artış Rusya’nın işine gelir çünkü onlar da üretiyor. Saldırı diğer terör örgütleri için de kozdur. Kritik yerlere İHA veya modern silahlarla saldırıda bulunabilir. Saldırı, enerji güvenliği açısından ciddi krizdir, artçı dalgaları mutlaka olacaktır” ifadelerini kullandı.

“SUUDİ ARABİSTAN İSTİHBARATININ ZAFİYETİ VAR”

Saldırıda kullanılan füzeye ilişkin net bir bilgi olmadığının altını çizen Prof. Dr. Caşın, “Bin kilometre uzun bir menzil ama yanıltmak için daha yakın mesafeden atılmış olabilir. Radar izlerinin olması gerekiyor. Bölgede yaptığı tahribatının resimleri de olmalıdır. Husilerin zamanlaması ve istihbaratının iyi olduğunu görüyoruz. Suudi Arabistan istihbaratının zafiyeti olduğunu görüyoruz. Hava savunma sistemlerinin zafiyeti var ve ABD onları koruyamadı. Bu durum Suudi Arabistan ile ABD arasındaki ilişkileri kesintiye uğratacaktır. ABD silah şirketlerinin güvenilmez olduğu ortaya çıktı çünkü petrol tesisleri vuruldu. ABD’nin Orta Doğu’daki liderlik misyonunda ciddi bir erozyon var.  Saldırının füzeyle yapıldığı kesin ama menzili ve diğer özellikleri bilinmiyor. Bu bilgilerin Suudi Arabistan ve ABD’de olduğunu düşünüyorum” diye konuştu.

HUSİLER NE İSTİYOR?

İran devletinin Husilere hem silah hem de para yardımı yaptığını söyleyen Prof. Dr. Caşın, “Husiler bağımsızlık istiyor. Husilerin uçakları yok. Suudi Arabistan, F-15 ve F-16’lar gibi savaş uçaklarına sahip ama saldırıda büyük zarar aldı. Daha fazla zarar verebilirdi, atılan füzelerin çok iyi olduğu söylenemez. Suudi Arabistan’ın Yemen’i vuracağını düşünüyorum. ABD’de Yemen’i vurabilir” dedi.

Kategoriler
Manisa Haber

Emine Bulut’un kızına İAÜ’den destek

Geçtiğimiz günlerde boşandığı eşi tarafından bıçaklanarak öldürülen Emine Bulut’un geride bıraktığı kızı F. B. B.’ye  bir destek de İAÜ’den geldi. Üniversitenin Mütevelli Heyeti Başkanı Doç. Dr. Mustafa Aydın,  Emine Bulut’un, 10 yaşındaki talihsiz kızı F.B.B.’nin tüm eğitim masraflarını karşılamanın yanında, yaşamı boyunca ihtiyaç duyacağı sosyal ve psikolojik desteği de sunmaya hazır olduklarını açıkladı. Doç. Dr. Aydın, “İAÜ olarak, bunun dışındaki her türlü yardım için de Milli Eğitim Bakanlığı’nın talimatlarını bekliyoruz” dedi.

“MİLLİ EĞİTİM BAKANLIĞI’NIN EMRİNDEYİZ”

Kadın cinayetlerinin son yıllarda inanılmaz bir artış gösterdiğine dikkat çeken İstanbul Aydın Üniversitesi Mütevelli Heyet Başkanı Doç. Dr. Mustafa Aydın,

“Üniversiteler olarak bizlere bu konuda, bu olayların arka planını araştırmak ve tekrarlanmaması için çözüm önerileri geliştirmenin yanında, yitip giden talihsiz kızlarımızın ve kadınlarımızın geride bıraktıkları canlara sahip çıkmak gibi bir görevi olduğunu düşünüyorum. Emine Bulut olayı, bu konuda bardağı taşıran son damla olmuştur. Biz de İstanbul Aydın Üniversitesi ve Anadolu Eğitim ve Kültür Vakfı, yani AKEV olarak, eski eşi tarafından hunharca katledilen merhume Emine Bulut kardeşimizin talihsiz kızı F.B.B. için, Milli Eğitim Bakanlığı (MEB) ile birlikte elimizden ne geliyorsa yapacağız. Bu amaçla talihsiz kızımızın ilkokuldan üniversiteye tüm eğitim masraflarını karşılamaya hazırız. Bunun dışındaki her türlü yardım için de Bakanlığımızın emrindeyiz” dedi.

“PSİKOLOJİK DESTEĞE DE VARIZ”

Aydın ayrıca, “Bu tip talihsiz olaylar sonrasında mağdura maddi destek vermenin yanında, manevi yönden yanında olmak da çok büyük önem taşıyor. Talihsiz yavrumuzun annesi, gözleri önünde vahşice katledildi. Bu talihsiz yavrumuz, yaşadığı travmanın izlerini belki ömür boyunca üzerinde taşıyacak. İstanbul Aydın Üniversitesi ve AKEV olarak bizler, F.B.B. kızımızın, bu acılı ve zorlu süreci manen en az hasarla atlatabilmesi için verilmesi gereken, sosyal ve psikolojik destek namına yapılacak her türlü çalışmanın da yanında olmayı bir görev biliyoruz” ifadelerini kullandı.

Kategoriler
Manisa Haber

TOKİ’den ‘AOÇ arazi’ ile ilgili iddialara yanıt

Açıklamada, “Gazete tarafından yapılan haberde ‘Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’na bağlı Toplu Konut İdaresi Başkanlığı’nın (TOKİ) Ankara Çukurambar’daki AOÇ arazisini açık artırma yoluyla satışa çıkardığı ihale dün yapıldı’ denilmektedir. Habere konu araziler, TOKİ mülkiyetinde yer almamakta ve ihalenin de İdaremiz ile bir ilgisi bulunmamaktadır. Ayrıca, TOKİ tarafından yapılmayan ihalenin, zaten ‘Arsa Kiralama İhalesi’ olduğu, yazılanın aksine, ‘Arsa Satışı İhalesi’ olmadığı yapılan haberde de yer almakta ve kendisiyle çelişmektedir. Buna rağmen, sorumlu yayıncılık ilkeleri göz ardı edilerek, hiçbir araştırma yapılmadan ve İdaremizden bilgi almaya gerek duyulmadan yapılan haber ve paylaşılan tweetler, TOKİ’nin kamuoyundaki olumlu algısını zedelemeyi amaçlayan, gerçeklerle uyuşmayan bilgilere dayalı, art niyetli yaklaşımlardır.

Kamuoyunun, bu tür asılsız haberlere itibar etmemeleri, önemle duyurulur” ifadeleri yer aldı.

Kategoriler
Manisa Haber

Prof. Dr. Zeki Hasgür: İstanbul’da deprem olasılığı yüzde 60

Tekirdağ-Silivri açıklarında dün meydana gelen ve İstanbul’un birçok ilçesinde hissedilen 4.6 büyüklüğündeki depremi değerlendiren Altınbaş Üniversitesi Mühendislik ve Doğa Bilimleri Fakültesi öğretim üyesi Prof. Dr. Zeki Hasgür, İstanbul’da dün meydana gelen depremle birlikte fayda biriken enerjinin bir kısmının boşaldığını belirtti. Prof. Dr. Zeki Hasgür, 6 şiddetindeki bir depremin boşaltabileceği enerjinin yerine geçmesi için 5 şiddetinde 33 tane deprem gerektiğini ifade ederek bunun olağan bir durum olmadığını vurguladı. İstanbul’da meydana gelen son büyük deprem olan 1894 Depremi’nin üzerinden 150 yıla yakın zaman geçtiğini anlatan Prof. Dr. Zeki Hasgür, 1912 yılında İstanbul’a 200 kilometre mesafede gerçekleşen Şarköy-Mürefte Depremi’ni hatırlatarak, “1908 yılında yapılan Haydarpaşa Garı’nın iki kulesi o dönemde yıkılmıştı. Bu, deprem konusunda gerekli önlemleri almamız gerektiğini gösteriyor” diye konuştu.

“İSTANBUL DEPREMİ 7 ŞİDDETİNİN ÜZERİNDE OLACAK”

Çalışmalarını bir dönem Japonya’da sürdürdüğünü belirten Prof. Dr. Zeki Hasgür, İstanbul Depremi’nin kaçınılmaz olduğunu ancak depremin yanal atımlı olup olmayacağının bilinemediğini belirterek, “Marmara Denizi’nde tektonik çukurlar bulunuyor. Bu faylarda düşey bileşenli hareketler mevcut. Depremin aynı anda hem yanal hem düşey atımlı olması şiddetinin azalmasına yol açabilir” değerlendirmesinde bulundu.

En tehlikelisinin yanal atımlı deprem olduğunun altını çizen Prof. Dr. Zeki Hasgür, “Deprem esnasında ortaya çıkan enerjinin bir kısmı düşey harekete, bir kısmı yanal harekete giderse o zaman enerji bölünür. En tehlikeli olan yanal atımlı olandır. Kuzey Anadolu Fayı, iki ana levhayı, (Karadeniz ve Anadolu levhaları) ayırıyor. Bu tip faylara dönüşüm fayı diyoruz. Bu tür faylarda yanal atımlı deprem meydana geliyor. Ege’deki faylar ise düşey atımlıdır. Nitekim Ege’de 7 Richter şiddetinin üzerinde deprem geçmişte çok fazla meydana gelmemiştir. Kuzey Anadolu Fayı ile birlikte Anadolu  yılda ortalama 2 santimetre batıya doğru Ege’ye itiliyor. Hesapladığımızda İstanbul Depremi’nin 7 ve biraz üzerinde büyüklüğün  üzerinde olacağını buluyoruz” ifadelerini kullandı.

“DEPREME DAYANIKLI BİNA YAPILABİLİR”

İstanbul Depremi ile birlikte fayda biriken önemli bir enerjinin açığa çıkacağını belirten Prof. Dr. Zeki Hasgür, şunları söyledi:

“Toplum olarak buna hazır olmalıyız. Deprem yönetmeliği yeni değişti ama yerel yönetimler ve bireyler olarak da gerekli hazırlıkları yapmamız gerekiyor. Binalarımızda hatalara yer vermemeliyiz. Bina kötü zeminde yapılmışsa, temelleri zemin tipine uygun olarak tasarlanmamışsa depremde önemli hasar görür ve yıkılır. İstanbul’da gecekondu niteliği taşıyan, mühendislik hizmeti almamış yaklaşık bir milyon bina olduğu tahmin ediliyor. Örneğin 6 Richter şiddetindeki Ceyhan Depremi, yeni yapılan bir bina, üzerine izinsiz iki kat çıkıldığı ve zayıf betonla yapıldığı için içine bile girilmeden çökmüştür. Mühendisler isterlerse depreme dayanıklı, sağlam binalar yapabilirler. Deprem gerçeği varken, gerekli şekilde yapılmamış binalara ucuz diye girmemeliyiz.”

Kategoriler
Manisa Haber

“Türkiye teröre teslim olmayacaktır”

Nişantaşı Üniversitesi Kurucusu Levent Uysal, Türk Silahlı Kuvvetleri’nin (TSK), Suriye Milli Ordusu’yla birlikte Suriye’nin kuzeyinde YPG/PKK ve DEAŞ terör örgütlerine karşı düzenlediği Barış Pınarı Harekatı’na yönelik değerlendirmede bulundu. Uysal, “Bu operasyon Türkiye’nin en önemli güvenlik sorununa karşı başlatılmıştır. Türkiye, terörle mücadele etmeye devam ediyor ve edecektir. Kararlılığımızı böylece tüm dünyaya duyurmuş olduk” diye konuştu.

“İstiklal ve istikbalimizin korkusuz bekçisi olan Türk Silahlı Kuvvetlerimize muvaffakiyetler diliyoruz” diyen Uysal, “Kalbimiz ve dualarımız Suriye’nin kuzeyindeki terör örgütlerine karşı başlatılan Barış Pınarı Harekatı’nda görev alan askerlerimizle birlikte” dedi.